23 Ocak 2018, Salı
Yeni Yazılar

Sigorta sözleşmesinin sona ermesi

Sigortacının sözleşmede kararlaştırılan rizikolardan kaynaklanan zararlan tazmin etmesi ve sigorta ettirenin de prim ödemesini zorunlu kılan sigorta sözleşmesi çeşitli nedenlerle sona erebilir 7:

Poliçede gösterilen tarihin gelmesi: Sigorta sözleşmesinin geçerlilik süresi poliçeye yazılmak zorundadır. Bu sürenin dolmasıyla birlikte sigorta güvencesi de kendiliğinden sona erer. Ancak sözleşmenin sona erebilmesi için taraflardan birinin diğerine fesih bildiriminde bulunması şart koşulmuşsa bu tür bir bildirim olmaksızın, söz konusu tarihin gelmesi sözleşmeyi geçersiz kılmaz. Bu durumda sigorta sözleşmesi 1 yıl süreyle uzatılmış sayılır.

Sigortacının iflası: Sigortacının iflası hâlinde sigorta sözleşmesi sona erer . Sigortacının iflasından önce ödenmeyen tazminatlar, özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, önce 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu gereğince sigortacı tarafından aynlması gereken teminatlardan, soma iflas masasından karşılanır. Hak sahipleri iflas masasına İcra ve İflas

97 Kender, s.261-262.

Kanununun 206 nci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen üçüncü sırada katılır. (TTK.m. 1418/2).

Tarafların anlaşması: Sigorta sözleşmesi henüz süresi dolmadan tarafların karşılıklı anlaşmasıyla da sona erdirilebilir. Sigorta sözleşmesi sona erdiği takdirde, Kanunda aksi öngörülmemişse, işlemeyen günlere ait ödenmiş primler sigorta ettirene geri verilmelidir (TTK.m. 1419).

Taraflardan birinin fesih bildiriminde bulunması: Kanunda veya sigorta sözleşmesinde bazı hâllerde taraflardan birine sözleşmeyi fesih hakkı tanınmış olabilir. Bu hâllerden birinin gerçekleşmesi üzerine sözleşmeyi fesih hakkı doğar. Örneğin, sigorta ettirenin malî bakımdan acze (borçlarını ödeyemeyecek duruma) düşmesi (TTK.m. 1417) hâlinde, sigortacı, sözleşmeyi feshedebilir.

Sigortalı malın sahibinin değişmesi: Sigorta süresi içinde sigorta edilen malın sahibi herhangi bir şekilde değişmişse sözleşmede aksine hüküm olmadıkça sigorta ilişkisi sona erer (TTK.m. 1470)”. Örneğin, yangına karşı sigorta edilmiş olan bir işyeri, sigorta sözleşmesinin sona ermesinden önce bir başka kişiye devredilirse yeni malik, işyeri ile birlikte sigorta hakkını da kendiliğinden devralmış olmaz, bunun için sözleşmede açık bir hüküm bulunması gerekir. Örneğin kasko sigortası genel şartlarında aksine bir düzenleme mevcut olup, sigorta konusu aracın satışı hâlinde sigorta ilişkisinin sona ereceği hükme bağlanmıştır

 

Hemen belirtelim ki, 6102 sayılı yeni TTK.m. 1470’de öngörülen bu hüküm, eski düzenlemenin tam tersi bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. Gerçekten, 6762 sayılı TTK.m. 1303’de, sigorta edilen malın sahibinin herhangi bir surette değişmesi hâlinde, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça sigortadan doğan hak ve borçların malın yeni sahibine geçeceği kabul edilmekteydi. Yeni düzenleme ile sistem tam tersine çevrilmiş, sözleşmede aksine hüküm yoksa sigorta ilişkisinin sona ereceği kabul edilmiştir. Bu değişikliğin sebebi, madde gerekçesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Temeldeki bu değişikliğin nedeni ise sigorta uygulamalarıdır. Uygulamada, birçok sigorta genel şartında ya da özel şartlarla 6762 sayılı Kanunun 1303 üncü maddesinde uygulama zaten tersine çevrilmiş durumdadır. Bu nedenle de Tasarının bu maddesi ile uygulamadaki durumun Kanunlaştırılması istenmiştir. Ayrıca, sigortalı şahsındaki değişiklik sigortacı açısından da önem arz edebilir. Menfaat sahibi değişikliği sigortacı yönünden sübjektif ya da objektif riziko ağırlaşması niteliğinde olabilir. Riski taşıyan ise sigortacıdır. Bu nedenle ilke olarak menfaat sahibi değişikliklerinde sözleşme ilişkisinin son bulacağı kabul edilirken taraflara da aksine sözleşme yapabilme imkânı tanınmıştır”.

Rizikonun gerçekleşmesi: Sigorta sözleşmesi, rizikonun gerçekleşmesi hâlinde de sona erer. Çünkü riziko gerçekleşmiş ise sigorta güvencesini gerektirecek bir husus kalmadığından sözleşme sona erecektir. Ancak bu durumda taraflar arasındaki sigorta ilişkisi sona ermez. Rizikonun gerçekleşmesiyle sigorta ettirenin rizikonun gerçekleştiğini bildirme ve zararın artmasına engel olacak önlemleri alma yükümü, sigortacının da tazminat ödeme yükümü ortaya çıkar.

Buna karşılık, rizikonun gerçekleşmesi sonucunda sigorta konusu mal kısmen hasara uğramışsa, sigorta sözleşmesi sona ermez. Örneğin, sigortalı araç trafik kazası yaparak kısmi hasar görecek olursa, sigorta şirketi hasara ilişkin olarak tazminat ödeyerek sorumluluktan kurtulamaz. Sigorta süresi henüz dolmadığı için sigorta şirketinin sorumluluğu, geriye kalan süre ve bakiye sigorta bedeli üzerinden geçerli olmaya devam eder. Diğer bir deyişle, kısmi hasarlarda sigorta süresi içinde gerçekleşen hasarlardan dolayı sigortacının ödediği tazminat sigorta bedelinden düşülür ve kalan kısım üzerinden sorumluluk devam eder (TTK.m. 1428). Hemen belirtelim ki, tarafların anlaşmasıyla bir zeyilname düzenlenerek sigorta bedelinin arttırılması da mümkündür.

Sigorta süresi içinde rizikonun birden fazla kez gerçekleşmesi üzerine, sigortacının sözleşmeyi feshetmesi mümkün müdür? TTK.m. 1428/2 gereğince, kısmi hasar hâllerinde taraflar sigorta sözleşmesini feshedebilirler. Taraflar arasındaki sözleşmeye konulacak bir hükümle sigortacıya veya her iki tarafa tek yanlı olarak fesih yetkisi verilebilir. Nitekim kasko sigortalarında bu yönde bir kayıt mevcuttur. Buna göre, “kısmî hasarlarda taraflar sigorta sözleşmesini feshetme hakkına sahiptir. Taraflar fesih hakkını ancak tazminat ödenmeden önce kullanabilir. Feshin hüküm ifade ettiği tarihe kadar geçen sürenin primi, gün esası üzerinden hesap edilir ve fazlası geri verilir” (Genel Şartlar m.B.4.2).

VIII. ZAMANAŞIMI

Sigorta ilişkisinden doğan her türlü talep hakkı, iki yıllık zamanaşımı süresine tâbidir (TTK.m. 1420). Zamanaşımı süresini değiştiren sözleşme hükümleri geçersizdir. Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi, alacağın muaccel olduğu tarihtir. Örneğin, prim alacakları için bir vade konulmuşsa zamanaşımı süresi, vadenin geldiği günden itibaren işlemeye başlar. Sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin talepler, herhalde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. 6762 sayılı Kanunun 1268 inci maddesinde de sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmışken, yeni düzenlemede iki yıllık süreye sadık kalınmakla birlikte bir de azami zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Şöyle ki, 6762

 

sayılı Kanunda olduğu gibi yeni kanunda da muacceliyet, rizikonun gerçekleştiğini bildirmeye bağlanmıştır. Halbuki, sigortalı veya sigortadan faydalanan kimse rizikonun gerçekleştiğini, olay tarihinden çok uzun bir süre sonra da öğrenebilir. Bu durumda azami zamanaşımı süresi öngörülmemiş olsaydı, sigortacı, 2 yıl değil 10 yıl sonra da sigorta tazminatı talebiyle karşı karşıya kalabilecek idi. Bu nedenle, menfaatler dengesinin korunması amacıyla, sigortacının tazminat ödeme borcundaki zamanaşımı için 6762 sayılı Kanunun 1268. maddesinde düzenlenen iki yıllık sürenin yanında mutlak bir zamanaşımı süresi daha getirilmiş ve bu süre de rizikonun gerçekleştiği tarihten başlatılmıştır. Buna göre, sigortacıyı da oldukça uzun sürelerle karşı karşıya bırakmamak ve gaiplik hali de dikkate alınmak suretiyle azami süre altı yıl olarak belirlenmiştir.

Öte yandan sorumluluk sigortalan açısından zamanaşımı süresi 10 yıldır (TTK.m. 1482). Gerçekten bu tür sigortalarda, sorumluluğun doğumu ve tazmini gereken zararın tespiti uzun zaman alabildiğinden, zamanaşımı bakımından genel kuralın dışına çıkılmıştır. Buna göre, sorumluluk sigortalarında, sigortacıya yöneltilecek tazminat talepleri, sigorta konusu olay tarihinden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacaktır.

TTK.m. 1420/2′ de diğer kanunlardaki hükümler saklı tutularak, zamanaşımı süresiyle ilgili olarak başka kanunlarda farklı bir düzenleme yapılabileceği öngörülmüştür. Nitekim, 2918 sayılı Karayollan Trafik Kanunu’nun 109. maddesinde, TTK.m. 1420’den daha değişik bir hüküm mevcuttur. Buna göre, motorlu araç kazalarından doğan maddî zararın tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zaran ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıldır101. Burada öğrenme olayının ne zaman gerçekleştiği sorusuyla karşılaşılabilir. Örneğin, bir kişinin aracına başka bir araç çarpmış ve sürücünün kimliği tespit edilemeden kaçmışsa zarar görenin başvuracağı kişinin kimliğini tespit etmesi bazen imkânsız, bazen de yıllar sonra olabilir. Araca çarpan kişinin kimliği ve sigorta şirketi ancak 3 yıl sonra öğrenilmişse zarar gören bu zararını tahsil edemeyecek midir? 2918 sayılı Kanun bu noktada öğrenme olayının kaza gününden itibaren en geç 10 yıl içinde gerçekleşebileceğini öngörmüştür. Dolayısıyla, tazminat yükümlüsü şirketin 3 yıl sonra öğrenilmiş olması talep hakkını sona erdirmeyecektir. Aynı şekilde, zarar veren kişiye karşı icra takibine girişilmişse, bu durumda dava zamanaşımı kesileceğinden, sürenin takip tarihinden itibaren yeniden hesaplanması gerekir .

Bir yorum

  1. 5 yıl önce ameliyat edilen bir hastanın, ameliyat sırasında kaybedilmesi durumunda geçmişe yönelik dava açılır mı?

Cevapla