23 Ocak 2018, Salı
Yeni Yazılar

Sigortanın Tarihsel Gelişimi

Sigortacılık esas itibarıyla yirminci yüzyılda gelişmekle birlikte çok eski zamanlara kadar gidildiğinde sigorta benzeri kurumların daha önceki toplumlarda da var olduğu anlaşılmaktadır3. Gerçekten, sigorta sisteminin ilk izlerine M.Ö.

1800 yıllarında Hammurabi Kanunlarında rastlanır. Mezopotamya’da kara ticareti kervanlarla yapılmakta ve sık sık haydut saldırısına maruz kalındığından büyük zararlar meydana gelmekteydi. Bu kanun ile saldırıya uğrayan kervan sahiplerinin tüm zararının diğer kervan sahipleri arasında paylaşılacağı öngörülmüştür. Aynı şekilde, bu hükme göre bir haydut veya soyguncunun saldırısına uğrayan kişi, soyguncu yakalanamadığı takdirde Allah huzurunda tüm zararım beyan ederse olayın olduğu şehrin valisi veya hâkimi onun zararını karşılamak zorundadır. Can kaybı hâlinde ise kişi başına belirli bir tazminat ödenmesi gereklidir.

Roma ve Yunan devirlerine bakıldığında günümüz anlamında sigorta benzeri uygulamalara rastlanılmaktadır. Bunlardan ilki, deniz ödüncüne ilişkin kurallar olup özellikle Akdeniz ülkelerinde yaygın bir şekilde kabul görmüştür. Deniz ödüncü kurallarına göre gemi sahiplerine ticaret yapmaları amacıyla sermaye verilmektedir. Bu tür bir sermaye ile denize açılan gemi sahibi sağ salim bir şekilde seferden dönerse ödünç aldığı paranın iki katını alacaklıya öder, eğer selâmetle dönemezse gemi sahibi hiçbir şey ödemek zorunda değildir. Bu yöntemde, yolculuğun rizikosu gemi sahibi ile alacaklı arasında paylaşılmaktadır.

Aynı şekilde, Rodos Kuralları adıyla anılan bir diğer düzenlemede ise müşterek avarya hükme bağlanmıştır. Buna göre gemi kaptanı bir tehlike ile karşılaştığı zaman yükte veya gemide bir fedakârlıkta bulunmuşsa bu zarar gemi ve yük sahipleri arasında paylaştırılır. Örneğin, bir gemiye beş ayrı tüccarın malları yüklenmiş, ancak yolculuk sırasında gemi karaya oturunca tacirlerden birine ait yükler denize boşaltılarak geminin batması önlenmiş ise Rodos Kuralları’na göre bu zarar gemi sahibi ile yük sahibi tacirler arasında paylaştırılarak karşılanmak zorundadır.

Müşterek avarya gibi sigorta benzeri yardımlaşma kuruluşları daha sonraki devirlerde de (Orta Çağ) görülmüştür Bunlar, yangın, su baskını, kaza sonucu gemi batması ve hatta ölüm hâlinde üyelerin zararlarını karşılamak veya yakınlarına yardım etmek suretiyle bir tür sigorta hizmeti veren loncalar, dernekler ve dinî kuruluşlardır.

Sigorta hukukuna ilişkin ayrıntılı ilk düzenleme, 1435 ve 1436 yıllarında İspanya’da kabul edilen ve özellikle deniz ticareti alanındaki rizikoların sigortalanmasına dair hükümler içeren iki ayrı kararnamedir. Bu kararnamelerde gemi ve yük sigortası, sigorta sözleşmelerinin resmî şekilde yapılması, primin peşin ödenmesi, sigortanın yük değerinin en fazla üzerinden yapılabileceği gibi hükümler yer almıştır. Daha sonra, 1681 tarihli ve daha geniş bir kararname, günümüzdeki kanunların temelini oluşturmuştur. Nitekim bu kararnamedeki hükümler, 1864 tarihli Deniz Ticareti Kanunu’na da alınmıştır.

Sigortacılık işiyle önceleri tek başına tacirler ilgilenirken 17. yüzyıldan itibaren sadece bu işle uğraşan şirketler kurulmaya başlanmıştır. Bu şirketler, deniz sigortalarının yanı sıra ortaya çıkan ihtiyacı göz önüne alarak yangın, yaşam sigortası, hırsızlık, hayvan ölümü ve savaş tehlikesi gibi kara sigortası alanlarında da faaliyet göstermişlerdir. Örneğin, Londra’da 1666 yılında meydana gelen büyük yangın 13.000 ev ile 100’e yakın kilisenin harap olmasına yol açmış ve bu olayın ardından yangın sigortası yapan birçok şirket kurularak bu yönde faaliyete girişmişlerdir.

Sigortacılığın Türkiye’deki gelişimine bakıldığında ilk olarak lonca ve ahilik teşkilâtlarının sigorta benzeri yardım sandıkları oluşturdukları ve yangın, ölüm gibi nedenlerle meydana gelen zararları karşıladıkları görülmektedir. Ülkemizde deniz ticaretinin yaygın olmaması ve dinî nedenlerle sigortacılık, ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar

 

Gelişememiştir Ancak 1870 yılındaki Beyoğlu yangınında meydana gelen hasar ve zarar, sigorta düşüncesinin yerleşmesine ve ilk sigorta şirketlerinin kurulmasına neden olmuştur[1]. Yabancı sermayeli bu ilk sigorta şirketlerinden sonra sigortacılıkla iştigal eden ilk Türk sigorta şirketi, 1893 yılında kurulan Osmanlı Umum Sigorta Şirketi olmuştur. Ülkemizde, sigorta hukukuna ilişkin ilk düzenlemeler 1864 tarihli Deniz Ticareti Kanunu’nda yer almış ve bu kanun hükümleri kara sigortalarına da uygulanmıştır. Daha sonradan 1906’da kara sigortaları için ayrı bir düzenleme yapılmıştır. Ayrıca kapitülasyonlardan yararlanarak her türlü denetimden uzak

şekilde faaliyet gösteren yabancı sigorta şirketlerini kontrol altına almak amacıyla 1914 yılında bir kanun çıkarılmıştır.

 

 

1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’de ilk sigortacılık faaliyetlerini başlattılar. İngilizlerden sonra Fransızlar da Türkiye’ye ilgi gösterdiler ve 1878 yılında ilk Fransız şirketi faaliyetlerine başladı. Bundan sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık genişlemeye başladı. Bu şirketler duyulan gereksinimi karşılamakla beraber, o tarihlerde sigorta şirketlerinin kuruluşunu ve sigorta faaliyetini düzenleyen devlet denetimini öngören kanunların, hatta bu konuya değinen bir hükmün dahi bulunmayışı nedeniyle tamamen denetimsiz bir biçimde çalışıyorlar, diledikleri gibi hareket edip, merkezlerinden aldıkları talimatlarla işlem yapıyorlardı. Poliçelerini İngilizce veya Fransızca düzenliyorlar, anlaşmazlık durumunda da dava mercii olarak Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri gösteriyorlardı. Diledikleri zaman sigorta poliçelerini iptal ediyorlardı

1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’de ilk sigortacılık faaliyetlerini başlattılar. İngilizlerden sonra Fransızlar da Türkiye’ye ilgi gösterdiler ve 1878 yılında ilk Fransız şirketi faaliyetlerine başladı. Bundan sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık genişlemeye başladı. Bu şirketler duyulan gereksinimi karşılamakla beraber, o tarihlerde sigorta şirketlerinin kuruluşunu ve sigorta faaliyetini düzenleyen devlet denetimini öngören kanunların, hatta bu konuya değinen bir hükmün dahi bulunmayışı nedeniyle tamamen denetimsiz bir biçimde çalışıyorlar, diledikleri gibi hareket edip, merkezlerinden aldıkları talimatlarla işlem yapıyorlardı. Poliçelerini İngilizce veya Fransızca düzenliyorlar, anlaşmazlık durumunda da dava mercii olarak Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri gösteriyorlardı. Diledikleri zaman sigorta poliçelerini iptal ediyorlardı

 

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde sigortacılık alanının “Sigortacılık Kanunu” ve “Türk Ticaret Kanunu” olmak üzere iki temel kanunla düzenlendiği görülmektedir. Buna göre 2007 tarih ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu[1], sigorta şirketlerinin kurulması, faaliyete geçmesi ve denetlenmesi gibi hususları düzenlerken, Türk Ticaret Kanunu sigorta sözleşmesine yönelik maddi hukuk kurallarına yer vermektedir. Bu bağlamda, ilk olarak, 1926 tarihli Ticaret Kanunu’nda düzenlenen sigorta hukukuna ilişkin hükümlerin yerini daha sonradan 1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. kitabı almıştır. Ancak 6762 sayılı Kanun çıkarılırken sigorta hukukuna yönelik hükümlerin yenilenmesi mümkün olamamıştır. 6762 sayılı Kanunun gerekçesinde, Kanundaki hükümlerin yetersiz olduğu kabul edilerek “çok yakında bir sigorta kodu yapılacağı, bu sebeple sigorta hakkındaki mevcut düzenlemenin sadece bazı rötuşlara tâbi tutulmasıyla yetinildiği” belirtilmiştir. Ayrıca, bu hükümlerin pek çoğunun emredici hükümlerle düzenlenmiş bulunması sebebiyle, ülkemizde sigorta alanında ağırlığı olan sözleşme hukukunun ve Türkiye’de sigorta endüstrisinin gelişimi olumsuz yönde etkilenmiştir. Bunun gibi, 6762 sayılı Kanundaki hayat sigortasına ilişkin hükümler sigortanın yatırım aracı olma özelliğini dikkate almadığından hayat sigortalarının ekonomiye fon yaratması, kişilere ek toplumsal güvenceler sağlanması cephesi adeta işlemez konumda kalmıştır. Sorunların genel işlem şartları ile aşılması girişimleri ise, bu dönemde pek başarılı olmamıştır. Böylece, 14.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak kanunlaşan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Sigorta Hukuku kitabında önemli değişiklikler yapılmıştır.

Kanunun gerekçesine bakıldığında, 6762 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ve yeniliklerin, esas itibarıyla, dört kaynağının bulunduğu görülmektedir. Bunlar arasında Avrupa Birliği’nin yönergeleri bulunmamaktadır. Çünkü AB’nin sigorta sözleşmeleri hukukuna ilişkin herhangi bir düzenlemesi yoktur. Yönergeler, sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı hakkında olup esasında sigorta gözetim ve denetleme hukuku ile ilgilidir. Sigorta sözleşmesine dair bir yönerge tasarısı ise Komisyon tarafından geri alınmıştır. Tasanya, AB’den yansıyan iki hüküm vardır. Bunlardan birincisi bir tüketici olarak sigortalıyı aydınlatma açıklaması, ikincisi ise tontinler kurulmasına olanak tanınmasıdır. Kanunun sigorta hukuku kitabının yenilenmesinde dikkate alman ana kaynak, çeşitli tarihlerde değişikliğe uğramış bulunan Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanunudur. Bunun dışında bazı ülkelerin, özellikle Almanya ve İngiltere’nin uyguladığı genel işlem şartlan kanuna etkili olmuştur. Özellikle İngiliz genel işlem şartlarının dünyadaki etkisi büyüktür. Günümüzde sigorta ile ilgili düzenlemeler, liderliğini İngiltere’nin yaptığı Anglo­sakson uygulamaları ile Almanya gibi Anglo-Sakson Hukukuna göre biraz daha tutucu olan yaklaşımdan etkilenmektedir. 6102 sayılı Kanun, sözleşme hukukunun gelişime açık olması temel düşüncesi bağlamında, İngiliz hukukunun liberal yaklaşımı ile Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununun menfaatler dengesini gözeten bazı düzenlemelerini benimsemiştir. Üçüncü kaynak ise Türk öğretisinde yapılan eleştirilerdir. Dördüncü kaynak ise sigorta murakabe mevzuatında yer alan bazı maddî hukuk kurallarıdır.

Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği verilerine göre, Ülkemizde Ağustos 2011 itibariyle 63’ü sigorta, 2’si reasürans olmak üzere toplam 65 sigorta şirketi mevcuttur. Hâlihazırda 5 şirket aktif olarak yeni sigorta ve reasürans sözleşmesi yapmamakta, toplam 59 sigorta ve 1 reasürans şirketi faaliyette bulunmaktadır. 59 sigorta şirketinden 53’ü özel, 6’sı kamu şirketi, 44’ü Türkiye’de kurulu yabancı ortaklı şirkettir. Şirketlerin 7’si hayat, 16’sı hayat/emeklilik, 36’sı hayat-dışı branşlarda faal durumdadır.

 

 

Cevapla